Endülüs Ruhuna Yolculuk

Güneyin Rönesansı Endülüs Ruhu

Endülüs, dünyanin en popüler turist destinasyonlarindan biri. Güzel bir iklimimiz ve muhteşem mimarimiz var. Ayrıca zengin bir tarihe sahibiz.

Şu günlerde ekonomik krizin burada kendisini akut bir şekilde hissettirdiğini inkar edemeyiz; özellikle de kontrolden çıkmış inşaat projeleri ve bankaların neden olduğu “tuğla balonu” patladıktan sonra… Ancak turizm, bölgenin temel gelir kaynağı olmaya devam ediyor. Ve tuğla demişken, burada ziyaretçilerin ilgisini uyandıran çok daha eski tuğlalar var. Her sene milyonlarca kişi Sultan’ın saraylarını gezmeye, etkileyici camilerini görmeye ve eski Endülüs’ün havasını solumaya geliyor. Peki, Elhamra Sarayı, Kordoba Camii ve Giralda Kulesi gibi bu kadar güzel ve egzotik görünen yapıların arkasında ne var?

endulus-re

70’li ve 80’li yıllarda, ben henüz ilkokula giden Barselonalı bir çocukken, Francisco Franco’nun 40 yıl süren yönetim döneminin eğitim sistemine etkileri hissediliyordu. Sıra Müslüman İspanya’yı öğrenmeye geldiğinde, tarihimizin 800 yıllık bir dönemi kitaplarda birkaç yüzeysel paragrafla geçiştiriliveriyordu. Hikâye şuydu: Sekiz bin Arap 711 yılında Tarifa üzerinden gelerek üç senede İspanya’yı ele geçirdi, yarımada üzerinde geniş toprak parçalarını yönetti. Sonunda Katolik Kral Fernando ve Kraliçe Isabel bir haçlı ordusunun başına geçip topraklarımızı geri aldı; Granada’yı kuşattı ve 1492 yılında Sultan 12. Muhammed’i (Batıda Boabdil olarak bilinir) kentin anahtarını teslim etmeye zorladı. Olayların bu teatral sunumu bazı tarihçiler tarafından Mağribi akıncılarının gizemi olarak bilinir. Ama burada gözden kaçan önemli bir detay var; mesela Romalıları ele alalım… Roma savaş makinesinin İberya yarımadasını ele geçirmesi ne kadar sürmüştü? İki yüz yıl! Böyle olunca insan, Kuzey Afrika’dan gelen birkaç bin Berberinin bütün yarımadayı sadece üç sene içinde nasıl fethettiğini merak ediyor.

endulusoo

Bu konuda bambaşka bir resim ortaya koyan Batıda İslam Devrimi kitabıyla Ignacio Olagüe, konuyu ele alan belki de ilk İspanyol tarihçi. Kitabı Franco döneminde yazdı ve bir Katolik ve rejim yanlısı olmasına rağmen İslamın yarımadada yayılmasıyla ilgili son derece şaşırtıcı gerçekler ortaya çıkardı. Savunduğu ana tez, bu bölgede yaşayanların çoğunlukla Üniteryen (yani üçlü tanrı anlayışını reddeden) Hristiyanlar olduğuydu. Allah’ın birliğine inanan bu İberyalılar için basit bir ilahi teklik anlayışı sunan İslamı benimsemek, daha karmaşık ve yabancı oldukları Katolik inancına göre çok daha kolay ve akılcıydı. Olagüe’nün kitabı ilk kez Fransa’da Araplar İspanya’yı Hiçbir Zaman İstila Etmedi adıyla yayınlandı. Kitabın orijinal başlığıyla İspanya’da yayınlanabilmesi için 1974 yılını beklemek gerekecekti.
“Endülüs mucizesinin” bir başka açıklaması da vergilendirme sisteminde yatıyor olabilir. Halk, Hristiyan kralların ve derebeylerin koyduğu ağır vergiler altında ezilirken Müslüman yöneticiler zekat ile yetindiler ve diğer yüklerin neredeyse tamamını kaldırdılar. Fakat Olagüe’nin açtığı yoldan ilerleyen Emilio Gonzalez Ferrín, Kuzey Afrika ve İberya Yarımadası’nın aynı zamanda kültürel bir birlik oluşturduğundan da söz ediyor. Ferrín, araştırmalarına ve çıkarımlarına göre Cebelitarık Boğazı’nın her iki yakası da ortak bir gerçekliği paylaşıyor, iki bölge arasında düzenli göçler yaşanıyor ve insanlar İslamı inanç ve dünya görüşlerinin doğal bir gelişimi olarak, ikna yoluyla benimsiyorlardı.

endulus-babil-asma-bahcesi

Ferrín aynı zamanda Endülüs’ün İslamın bir medeniyet haline gelmesinde önemli bir aşama olduğunu da ileri sürüyor. Bu bağlamda İslam içtihadının 711 yılında henüz oluşmaya başlamamış ve içtihadın temelini atan ilk ilim adamı olan İmam Malik’in o dönemde henüz doğmamış olduğunu belirtmek ilginç olabilir.
Endülüs, İslam Medeniyeti’nin ortaya çıkışının ayrılmaz bir parçası olduğu gibi Avrupa’nın gelişiminin de tartışılmaz bir bileşenidir. Örneğin Halifeler dönemi Avrupa tarihinin altın çağı olarak bilinir. Yaklaşık yarım milyonluk nüfusuyla Kordoba, zaman içinde İstanbul’u da geride bırakarak kıtanın en en büyük ve zengin kenti haline gelmiş, önde gelen bir kültür merkezi olmuş ve tarım sektöründe bütün Avrupa’yı geride bırakmıştır.

endulus-0

Ebu Kasım ve İbn-i Rüşd gibi önemli bilimadamı ve filozofların eserleri Orta Çağ Avrupası’nın entelektüel hayatını şekillendirici rol oynamıştır. Toledo’nun 1085 yılında düşmesinden sonra Müslüman olan olmayan çok sayıda ilim adamı  Endülüs’ün meşhur kütüphane ve üniversitelerinde çalışmak üzere gelmişlerdir. Michael Scot (1175 – 1235) bunlardan biridir ve İbn-i Rüşd (Batıda Averroes olarak bilinir) ile İbn-i Sina’nın (Batıda Avicenna olarak bilinir) eserlerini ilk kez İtalya’ya götüren kişidir.

İngiltere Prensi Charles 1993, yılında Oxford’da yaptığı bir konuşmada şöyle demişti: “Müslüman İspanya’nın Karanlık Çağ boyunca, Klasik Döneme ait bilgilerin korunmasına ve Rönesans’ın tomurcuklanmasına yaptığı katkılar uzun süredir biliniyor. Ancak Müslüman İspanya, gelişmekte olan modern Batı dünyasının daha sonra kullanacağı Helenistik döneme ait birikimlerin saklandığı bir bilgi deposu olmanın çok ötesine geçmiştir. Müslüman İspanya sadece Antik Yunan ve Roma uygarlıklarının entelektüel birikimlerini bir araya getirip korumakla kalmamış aynı zamanda bu bilgileri yorumlamış ve daha ileriye götürerek insanlığın gelişimine ilişkin çok sayıda alana kendi hayati katkısını yapmıştır.”

endulus-sanat

Bugün Endülüs’e yapılacak bir ziyaret, duyularınızı harekete geçiren coşkulu bir deneyim olacak ama dikkatli bir gezginin gözünden kaçmayacak soru işaretlerini de uyandıracaktır: Elhamra Sarayı’nın mimarisi açıkça Batılı üsluptadır. Kordoba Camii, orijinalde Hristiyanlar tarafından inşa edilmiş bir yapı olabilir. Giralda Kulesi, Kuzey Avrupa kökenli Müslüman mimar Ahmed İbn-i Basso tarafından tasarlanmıştı. Beş yüz yıldan sonra Granada’da inşa edilen ilk cami, Albaycin’de Müslüman İspanyollar tarafından yapıldı. Elhamra Sarayı’nı cepheden gören bu güzel yapı bu sene 10. yılına ulaştı. Yani İspanya’da İslamın perde açtığı ve kapadığı bir dönemden değil, adına tarih denilen karmaşık, süreğen ve organik bir süreçten söz etmek daha doğru olur.

 

ENDÜLÜS BİR ZİRVEDİR
PROF. DR. BEKİR KARLIĞA

Evrensel bilim, düşünce ve sanatın zirvelerinden birisini oluşturan parlak Endülüs İslam medeniyeti, aynı zamanda Batı dünyasının Orta Çağ Skolastisizmi’nin karanlığından kurtulmasında da en büyük etkenlerden birisi olmuştur. Ünlü tarihçi Draper’in deyişiyle “Londra ve Paris’in karanlık sokaklarında insanlar çamura batmadan evlerine dönemezken, Kurtuba’nın taş döşeli aydınlık kaldırımlarında yürümenin zevkine varıyorlardı.” Evrensel kültürün kaynaklarını tanımak isteyen gençler, Avrupa’nın değişik kentlerinden Endülüs’e akın ediyorlardı.

Endülüs ve Sicilya’da, İbn Rüşd’ün açıklamalarıyla  zenginleşen Aristo’nun ve Eflatun’un eserleri Arapçadan Latinceye, İbraniceye ve mahalli dillere tercüme ediliyor, kısa zamanda Paris ve Londra üniversitelerinin anfilerinde ders veren hocaların başvuru kaynağı haline dönüşüyordu. İbn Rüşd’ün, İbn Sina’nın etkisinde kalan Avrupalı entelektüeller, Kilise’nin ve mevcut otoritenin baskısına rağmen İbn Rüştçü (Averoiste) ve İbn Sinacı (Avicenniste) akımlar halinde toplanarak Rönesans hareketinin fitillerini ateşliyorlardı.

TOLERANS VE GELİŞİMİN
ADRESİ PROF. DR. İLBER ORTAYLI

Endülüs, Ukbe bin Nafi’nin Afrika fetihlerinden sonra Müslümanların büyük komutan Tarık bin Ziyad liderliğinde İspanya’ya yani Avrupa’ya geçişiyle doğmuştur. Yerel Berberilerden olan Tarık bin Ziyad büyük bir asker ve stratejisttir aynı zamanda. Onun stratejilerinden en önemlisi gemilerle İspanya’ya geçtikten sonra “dönüş yok’’ anlamına gelen bu gemileri yaktırmasıdır. Bugün bile bu bölgenin adı olan Gibraltar yani Arapçada Tarık’ın Dağı anlamına gelen Cebel-i Tarık isminden gelir. Bu tepenin bulunduğu alan Britanya’nın kıtadaki son kolonisidir. Endülüs’ün fethinde önemli noktalar vardır. Bunlardan bir tanesi burada Vizigotların oluşudur. Vizigot Kralı Rodric, Tarık’a yenildi ve İber Yarımadası kuzeyde Galiçya ve Kuzeydoğu’da Katalunya dışında tamamen fethedildi. Müslümanlar burada hem yeni şehirler kurdular hem de var olan şehirleri geliştirdiler. Geliştirdikleri arasında Tuleytula (Toledo), Balensiye (Valencia), İşbiliye (Sevilla) önemlidir. Müslümanlar burada tarımı ve mimariyi geliştirdiler. İspanya bu dönemde Müslüman Arap ve Berberiler ile birlikte büyük bir Yahudi nüfusuna da kavuştu. Yahudi kültürünün tarihteki en önemli safhalarından biri Endülüs’te yaşandı. Bu durum Müslümanların getirdiği yeni hava, tolerans ve kozmopolit yapıyı koruma yaklaşımıyla sağlandı.

ENDÜLÜS REHBERİ
ANDALUSIA GUIDE VE LA GALİBE İLLALLAH

Elhamra Sarayı, suyun ve taşın şiirsel birlikteliğinin insan eliyle üretilmiş en rafine örneklerinden biri. Elhamra’nın banisi Nasri Hanedanlığı’nın mottosu olan “La galibe illallah” (Mutlak galip Allah’tır.) ibaresi bu sarayın duvarlarına binlerce kez nakşedilmiş. Elhamra Sarayı’nın duvar ve sütunlarında elliden fazla şiir, bu şiirlerden alıntılar ve birçok farklı Kur’an ayeti mevcut. İspanya’da gelişen bu medeniyet algısı kendini sadece mimari ile sınırlı kılmadı. Astronomi, fizik, tıp, coğrafya ve matematik başta olmak üzere devrinin neredeyse tüm bilimsel disiplinlerinde birçok değer üreterek Rönesans’ı hazırladı.

İnce hamurdan yapılan deniz ürünlü ve bol peynirli pizzalar keyifli bir yemek için güzel bir alternatif sunuyor.

Malaga Otomotiv Müzesi, zengin ve öyküsü olan otomobillerden oluşan koleksiyonuyla göz dolduruyor.

Cordoba, Granada ve Sevilla’daki çay evlerinde geleneksel bitki çayları ve lezzetli kurabiyeler sunuluyor.

Türk Hava Yolları haftada beş gün olan Malaga-İstanbul seferlerini, 24 Haziran 2013’de haftada yedi güne çıkartıyor.

Ne Yenir?
İspanya deniz ürünlerinin bol, taze ve ucuz olduğu zengin seçenekli bir menü sunuyor. Geleneksel tapaslar, deniz ürünlü paella, kırmızı et ağırlıklı Latin Amerika mutfağı ile birlikte dünya mutfağının seçkin örneklerine rahatlıkla ulaşmak mümkün.

Cordoba Camii, Endülüs Emevi mimarisinin günümüze kadar gelmeyi kısmen de olsa başarabilen bir şaheseri.  Turunç ağaçlarıyla dolu geniş bir avluyu geçerek girdiğiniz iç mekân büyüleyici! Yüzlerce sütunun ve kavisli kemerin arasından geçerek ulaştığınız mihrap cephesindeki tezyinat ve yazı sanatını görünce geçmişin usta sanatçılarını saygıyla yadediyorsunuz…

Cordoba Camii’nin minaresi kentin simgelerinden. Kentteki birçok noktadan görülebilen minare anıtsal yapısıyla tarihin sessiz tanıklarından. Cordoba’nın çiçekli dar sokakları, bu muazzam caminin ve minarenin bulunduğu alana açılıyor.
Endülüs, kültür mirasının Granada’daki en önemli temsilcisi kuşkusuz Elhamra Sarayı. Yaşam alanlarında suyu kullanmadaki mühendislik dehası, on iki aslanlı çeşmesi, ince sütunları ve kemerleriyle Elhamra kesinlikle bir başyapıt! Kentteki irili ufaklı birçok mekânda geçmişin izleri ve günümüzün değerleri bir arada yaşıyor. Endülüs ruhu işte tam da bu!

Avrupa ve Afrika’nın birbirlerine en çok yaklaştıkları Cebelitarık Boğazı ve Cebelitarık Dağı…  Ünlü komutan Tarık bin Ziyad komutasındaki İslam ordusunun İber Yarımadası’ndaki ilk ayak bastıkları nokta bugün bu ünlü komutanın adıyla anılıyor.
Akdeniz’in Atlas Okyanusu ile buluştuğu sahillerden başlayan Endülüs, birçok kenti ve irili ufaklı yüzlerce yerleşimi kapsayan bir bölge. Tarifa ve Algeciras hızlı feribot ve gemi seferleriyle bölgeyi deniz yoluyla Fas’a bağlıyor. Sahil kesiminden kuzeye doğru ilerledikçe zümrüt yeşili dağlar ve zeytin ormanları arasındaki tarihi Orta Çağ kasabalarına ulaşılıyor. Ronda dağlar arasındaki bu yerleşimlerin en tanınmışlarından. Anıtsal köprüsü ve eşsiz manzarasıyla tıpkı bir kartal yuvası gibi duran bu kasaba, Endülüs’ün mutlaka görülmesi gereken yerlerinden.

Sevilla, Endülüs Bölgesi’nin en büyük kenti. Guadalquivir Nehri’nin iki yakasına kurulu kentteki Alcazar Sarayı, Endülüs mimarisinin en çarpıcı ve en renkli örneklerinden. İslam ve gotik mimari üsluplarının sıradışı birlikteliğini yansıtan sarayın salonlarında gezerken tarihin koridorlarında dolaştığınızı hissediyorsunuz. Alcazar Sarayı, geometrinin ve orantının kusursuz örneklerinin seçkin ve sofistike bir stilizasyonda harmanlandığı bir yapıt. Günümüzde çan kulesi olan devasa La Giralda ise Sevilla Ulu Camii’nin minaresi.
Sevilla sokakları, oldukça renkli ve hareketli. Hediyelik eşyalar, bölgeye özgü tatlar, kitapçılar ve kafeleriyle adeta bir renk cümbüşü sunuyor bu mekânlar. Endülüs’ün köklü mimari izleri ve müziği modern yaşamın içinde de kendini hissettiriyor. Yaz aylarında düzenlenen festivallerle Sevilla, Avrupa başta olmak üzere dünyanın hemen her yerinden yoğun turist akınına uğruyor.

 

Thy – skylife

Yazı: Malik Basso, Hasan Mert Kaya Fotoğraflar: Erbil Balta

Tags: , , , ,

Subscribe

Subscribe to our e-mail newsletter to receive updates.

No comments yet.

Leave a Reply